Prof. Dr. Turgut Göksoy şöyle anlatıyor: “Ayaktan fizik tedavide hasta genellikle günde bir kez gelir, tedavisini alır ve evine döner. Bu sürenin bir saati, en fazla bir buçuk saati geçmemesi gerekir; çünkü rehabilitasyon yalnızca cihaz uygulamak değildir. Asıl önemli olan egzersizlerin tekrarlanması, kasların yeniden eğitilmesi ve fonksiyonların geri kazandırılmasıdır.
Yatarak fizik tedavide ise günün tamamını planlayabilirsiniz. Sabah yapılan tedavilerin ardından hastayı dinlendirir, gün içinde ek uygulamalar yapar, öğleden sonra ikinci bir rehabilitasyon seansı planlayabilirsiniz. Bir de işin çok önemli bir tarafı var: Yatarak tedavide hasta gözünüzün önünde. Yapılması gereken egzersizleri gerçekten yapıp yapmadığını takip edebiliyorsunuz. Bu da tedavinin etkinliğini artırıyor.”
Hidroterapi neden yatarak rehabilitasyonun önemli bir parçasıdır?
Göksoy bu konuda şunları söylüyor: “Biz hidroterapiyi fizik tedavinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Su içerisinde insan vücudunun ağırlığı büyük ölçüde azalır. Karada kolunu kaldırmakta zorlanan, eklem kısıtlılığı yaşayan ya da felç nedeniyle hareket etmekte güçlük çeken bir hasta, suyun içinde aynı hareketleri çok daha rahat yapabilir. Hidroterapi de tıpkı diğer rehabilitasyon uygulamaları gibi hasta seçimi gerektiren profesyonel bir süreçtir.”
Hangi hastalar yatarak fizik tedaviye ihtiyaç duyar?
Bu soruya Göksoy net bir kriterle yanıt veriyor: “En temel kriter şudur: Hastanın ayaktan gelip gitmesi mümkün mü, değil mi? Felç, omurilik yaralanmaları, trafik kazaları, beyin kanamaları ve ağır nörolojik hastalıklar sonrası hastalar çoğu zaman yatarak rehabilitasyona ihtiyaç duyar. Hastalarımızın önemli bir bölümü yoğun bakım sürecinden geçmiş hastalardır; rehabilitasyon servisinde takip edilir, gerektiğinde yeniden yoğun bakıma alınırlar. Bu tür hastalar adeta bir ip üzerinde yürür gibidir.”

Palyatif bakım ile yatarak fizik tedavi aynı şey midir?
Göksoy bu yaygın karışıklığa dikkat çekiyor: “Hayır, kesinlikle aynı şey değil. Palyatif bakımın amacı hastanın temel yaşamsal fonksiyonlarını korumaktır. Rehabilitasyonun amacı farklıdır: hastayı yeniden ayağa kaldırmak, oturma dengesini geliştirmek, yürümesini sağlamak, günlük yaşam aktivitelerine geri döndürmektir. Yatarak fizik tedavi, hastayı mümkün olduğunca bağımsız yaşamına geri döndürmeyi amaçlayan aktif bir rehabilitasyon sürecidir.”
Yatarak fizik tedavinin neden tam teşekküllü bir hastanede yapılması gerekir?
Göksoy bu noktanın altını özellikle çiziyor: “Bu hastalar sadece fizik tedavi hastası değildir. Birçoğu ileri yaş grubundadır; bir gün kardiyolojiye, bir gün nörolojiye, bir gün enfeksiyon hastalıklarına ihtiyaç duyabilirler. Bir yerde yatılı rehabilitasyon yapılabilmesi için yalnızca konaklama imkânı olması yeterli değildir. Bu hastalar gece yarısı kardiyak problem yaşayabilir, tansiyonları yükselebilir veya yeniden yoğun bakım desteğine ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle gerçek anlamda yatarak rehabilitasyonun güvenli yürütülebilmesi için yoğun bakım desteği bulunan, tüm branşların yer aldığı tam teşekküllü bir hastane altyapısı büyük önem taşır.”
Parkinson hastalarında yatarak fizik tedavi ne zaman gerekli hale geliyor?
Göksoy bu konuda şu tespiti yapıyor: “Parkinson sadece elde titreme değildir. Hareketlerde belirgin yavaşlama, denge kaybı, düşme riski ve günlük yaşam aktivitelerinde ciddi zorlanmalar ortaya çıkar. Hasta İstanbul trafiğinde saatler geçiriyor, yoruluyor, enerjisinin önemli kısmını yolda harcıyor. Üstelik Parkinson hastalarında ilaç saatleri son derece önemlidir. Bu nedenle özellikle ileri evre veya hızlı kötüleşme gösteren Parkinson hastalarında yatarak rehabilitasyon ciddi avantaj sağlar.”
“Robot, tedavinin tamamı değil, bir parçasıdır. Hastanın aktif katılımını sağlamak, doğru egzersizleri planlamak ve tüm süreci yönetebilmek asıl önemli olandır.”
Aileler rehabilitasyon sürecinin neresinde yer alıyor?
Göksoy ailelerin rolüne dikkat çekiyor: “Kesinlikle sürecin içindeler. Biz sadece hastayı değil, ailesini de rehabilite ediyoruz. Aile; hastayı yataktan nasıl kaldıracağını, tuvalete nasıl götüreceğini, düşmesini nasıl önleyeceğini bilmek zorunda. Eve dönüş süreci rehabilitasyonun devamıdır.”
Beyin kanaması veya felç geçiren hastalarda konuşma yeniden kazanılabiliyor mu?
Bu soruyu Göksoy temkinli bir dille yanıtlıyor: “Her hastanın beyin hasarı farklı olduğu için net bir yüzde vermek mümkün değil. Bazı hastalar ne söylemek istediğini bilir ama cümle kuramaz; bazıları sizi tamamen anlar ama cevap veremez. Konuşma terapistleriyle çalışıyoruz. Amaç yalnızca yürütmek değil, iletişim kurabilmesini de sağlamaktır.”
JCI akreditasyonu rehabilitasyon hizmetlerine nasıl yansıyor?
Göksoy bu bağlantıyı şöyle özetliyor: “Sağlıkta kalite yalnızca iyi hekimlerden oluşmaz; sistemin tamamının belirli standartlarda çalışması gerekir. JCI akreditasyonu, hasta güvenliği, enfeksiyon kontrolü, ilaç yönetimi ve rehabilitasyon süreçleri dahil yüzlerce kriterin düzenli olarak değerlendirilmesini gerektirir. Asıl kalite devamlılıktır. Hastanemizin JCI akreditasyonunu üst üste beş kez almış olması da bu devamlılığın önemli göstergelerindendir.”
İçindekiler
Post Magazin
